Bir su arıtma cihazı kurulduktan sonra kullanıcıların en sık fark ettiği değişikliklerden biri suyun tadıdır. Şebeke suyuna alışmış bir kişi ters ozmozdan çıkan suyu ilk içtiğinde suyu “hafif”, “yumuşak”, “düz”, “tatlımsı” veya “tatsız” olarak tanımlayabilir. Başka bir kullanıcı ise birkaç ay sonra aynı cihazdan aldığı suda metalik, plastik benzeri, bayat veya alışılmadık bir tat fark edebilir. Bu değişikliklerin tamamı aynı nedene bağlı değildir.
İçme suyunun tadı; yalnızca bir kirleticinin bulunup bulunmamasına değil, suyun mineral bileşimine, toplam çözünmüş madde miktarına, pH değerine, sıcaklığına, çözünmüş gazlarına, dezenfektan kalıntılarına, organik maddelere, depolama süresine ve temas ettiği tesisat malzemelerine bağlı olarak oluşan karmaşık bir duyusal özelliktir. Dünya Sağlık Örgütü içme suyunun tat, koku ve görünümünü suyun tüketici tarafından kabul edilebilirliğinin önemli bileşenleri arasında değerlendirmektedir.[1]
Bu nedenle arıtma cihazından çıkan suyun tadının değişmesi tek başına cihazın kötü çalıştığını veya suyun sağlık açısından uygunsuz olduğunu göstermez. Tersine, tadı son derece iyi olan bir suyun kimyasal veya mikrobiyolojik açıdan güvenli olduğu da yalnızca duyularla doğrulanamaz. CDC, zararlı mikroorganizmaların ve kimyasalların çoğu zaman suyun görünümünü, tadını veya kokusunu değiştirmediğini özellikle belirtmektedir.[7]
Arıtılmış sudaki tat değişimini doğru yorumlamak için üç ana alan birlikte incelenmelidir: arıtmanın suyun mineral dengesine etkisi, suyun arıtıldıktan sonra depolanma koşulları ve ürün suyunun geçtiği tesisat ile cihaz bileşenleri.
İçme Suyunun Tadı Nasıl Oluşur?
Saf su moleküllerinin kendisi günlük yaşamda algıladığımız su tadının tamamını açıklamaz. Doğal içme suyunun duyusal karakterinde çözünmüş mineraller, iyonlar, gazlar ve eser düzeydeki diğer bileşenler önemli rol oynar.
Doğal sularda yaygın olarak bulunan başlıca çözünmüş iyonlar şunlardır:
Toplam çözünmüş maddeler, yani TDS, esas olarak bu inorganik tuzlardan ve daha küçük miktarlarda çözünmüş diğer maddelerden oluşur. WHO, TDS’nin doğal sulardaki mineralizasyonla ilişkili olduğunu ve çok yüksek veya çok düşük düzeylerin suyun tüketici tarafından algılanan tadını etkileyebileceğini belirtmektedir.[3]
Bu nedenle “arıtma cihazı suyun tadını değiştirdi” ifadesinin arkasında çoğu zaman cihazın suyun kimyasal bileşimini değiştirmesi bulunmaktadır.
Tat ile Su Güvenliği Aynı Şey Değildir
Su tadının değerlendirilmesinde yapılabilecek en önemli hata, lezzet ile sağlık güvenliğini aynı kavram kabul etmektir.
Bir su;
- çok lezzetli olduğu halde belirli bir kimyasal kirletici içerebilir,
- berrak olduğu halde mikrobiyolojik olarak kontamine olabilir,
- hafif klor tadına sahip olduğu halde sağlık açısından ilgili kriterleri karşılayabilir,
- yüksek demir nedeniyle metalik tada sahip olup temel problemi estetik veya teknik nitelikte olabilir.
WHO, tat ve koku şikâyetlerinin araştırılması gerektiğini ancak duyusal kabul edilebilirliğin sağlık temelli güvenlik değerlendirmesinden farklı olduğunu vurgulamaktadır.[2]
Dolayısıyla arıtılmış suyun tadındaki değişiklik bir işletme göstergesi olabilir; fakat tek başına laboratuvar analizi yerine geçmez.
Mineral Dengesi Suyun Tadını Nasıl Etkiler?
Suyun mineral bileşimi, duyusal profilinin en önemli belirleyicilerinden biridir. Aynı TDS değerine sahip iki su bile farklı oranlarda kalsiyum, magnezyum, sodyum, klorür ve bikarbonat içerdiği için farklı tat verebilir.
Bu nedenle yalnızca “TDS 100 ppm” veya “TDS 300 ppm” bilgisi suyun tadını tam olarak açıklamaz. Tat üzerinde toplam mineral miktarının yanı sıra hangi iyonların hangi oranlarda bulunduğu da etkilidir.
WHO, doğal ve arıtılmış suların mineral içeriğinin çok geniş bir aralıkta değişebildiğini; yağmur suyu, doğal yumuşak sular veya demineralize suların düşük mineral içeriğine, sert doğal suların ise daha yüksek mineral içeriğine sahip olabileceğini belirtmektedir.[4]
Kalsiyum Suyun Tadını Etkiler mi?
Kalsiyum doğal sulardaki başlıca sertlik iyonlarından biridir. Suyun toplam sertliğine, mineral karakterine ve tamponlama özelliklerine dolaylı olarak katkıda bulunur.
Ters ozmoz gibi yüksek iyon giderimi sağlayan sistemlerde kalsiyum konsantrasyonu belirgin biçimde azalabilir. CDC, ters ozmoz sistemlerinin ürün özelliklerine bağlı olarak sudaki kalsiyum ve magnezyum miktarlarını azaltabildiğini belirtmektedir.[6]
Kalsiyumun azalması, özellikle daha önce sert veya orta sertlikte su tüketmeye alışmış kişilerde ürün suyunun daha hafif veya daha az mineral karakterli algılanmasına neden olabilir.
Ancak bu durum “kalsiyumu yüksek olan her su daha lezzetlidir” şeklinde genellenmemelidir. Suyun tat profili toplam iyon bileşimine bağlıdır.
Magnezyumun Tat Üzerindeki Rolü
Magnezyum da doğal su sertliğinin temel bileşenlerinden biridir. Kalsiyumla birlikte suyun mineral karakterinin oluşmasına katkıda bulunur.
WHO, içme suyundaki kalsiyum ve magnezyum miktarlarının su kaynağına ve uygulanan arıtma prosesine göre önemli ölçüde değişebildiğini belirtmektedir.[5]
RO membranından sonra hem kalsiyum hem de magnezyumun büyük ölçüde azalması, kaynağın mineral karakterine alışmış kişiler tarafından tat değişimi şeklinde fark edilebilir.
Sodyum ve Klorür Suyun Tadını Nasıl Değiştirir?
Sodyum ve klorür miktarı yükseldikçe suyun tuzlu veya hafif tuzlu algılanma olasılığı artabilir. Bu nedenle deniz suyu girişimi bulunan kuyular, yüksek tuzluluğa sahip yeraltı suları veya belirli mineralizasyon tipleri farklı bir tat profiline sahip olabilir.
EPA’nın ikincil içme suyu standartlarında klorür için 250 mg/L düzeyi estetik değerlendirme kapsamında yer almakta ve yüksek konsantrasyonlar tuzlu tatla ilişkilendirilmektedir.[9]
Ters ozmoz klorür ve sodyum gibi iyonları önemli ölçüde azaltabildiği için tuzlu karakterli bir besleme suyunun ürün suyu belirgin biçimde farklı tadabilir.[6]
Sülfat Tat Değişikliğine Neden Olabilir mi?
Sülfat doğal sularda bulunan önemli anyonlardan biridir. Yüksek konsantrasyonlarda suyun duyusal karakterini etkileyebilir.
EPA’nın ikincil su kalite değerlendirmelerinde sülfat için 250 mg/L düzeyi yer almakta ve yüksek konsantrasyonlar duyusal kabul edilebilirlikle ilişkilendirilmektedir.[9]
RO veya uygun iyon giderim prosesleri sülfatı azalttığında suyun başlangıçtaki mineral tadı da değişebilir.
TDS Değiştiğinde Tat Neden Değişir?
TDS, yani toplam çözünmüş maddeler, suyun mineralizasyon düzeyinin toplu bir göstergesidir. Ancak TDS’nin su tadıyla ilişkisi doğrusal ve basit değildir.
WHO, içme suyunda TDS için sağlık temelli bir kılavuz değeri belirlememektedir; bununla birlikte TDS’nin suyun kabul edilebilirliğini etkileyebileceğini belirtmektedir.[3]
Çok yüksek TDS;
- tuzlu,
- mineral yoğun,
- acımsı veya farklı bir tat
algısına neden olabilir.
Buna karşılık aşırı düşük mineral içeriğine sahip su bazı tüketiciler tarafından;
- düz,
- yavan,
- hafif,
- “boş”
olarak tanımlanabilir.
WHO’nun su kalitesine ilişkin teknik dokümanlarında çok düşük TDS’li suların bazı tüketiciler tarafından düz veya yavan tada sahip olarak algılanabildiği belirtilmiştir.[11]
Bu nedenle RO sonrası tadın değişmesi çoğu durumda beklenen bir fizikokimyasal sonuçtur.
Ters Ozmoz Suyunun Tadı Neden Musluk Suyundan Farklıdır?
Ters ozmoz membranı birçok çözünmüş iyonun önemli bölümünü besleme suyundan ayırır. CDC’ye göre RO sistemleri sodyum, klorür, kalsiyum, magnezyum, sülfat ve başka birçok çözünmüş bileşenin konsantrasyonunu azaltabilir.[6]
Bu nedenle RO ürün suyunda;
- TDS düşer,
- sertlik azalır,
- klorür azalabilir,
- sodyum azalabilir,
- kalsiyum ve magnezyum azalabilir,
- besleme suyundaki belirli tat ve koku bileşenleri azalabilir.
Sonuç olarak RO’dan çıkan su, besleme suyundan yalnızca “daha temiz” olmakla kalmaz; kimyasal kompozisyon açısından farklı bir su haline gelir.
Bu nedenle aynı kişinin musluk suyu ile RO suyunu yan yana içtiğinde belirgin tat farkı algılaması normaldir.
Çok Düşük Mineralli Su Neden “Yavan” Gelebilir?
Demineralizasyon prosesleri suyun doğal mineral bileşimini önemli ölçüde değiştirebilir. WHO’nun demineralize sular üzerine yayımladığı teknik değerlendirmelerde distilasyon, deiyonizasyon, ters ozmoz ve benzeri proseslerle üretilen çok düşük mineralli suların duyusal özelliklerinin mineralize sulardan farklı olabileceği belirtilmiştir.[12]
Bu durum özellikle yüksek sertlikte veya belirgin mineral karakterli su içmeye alışmış kişilerde daha belirgin olabilir.
Örneğin yıllarca 400–500 mg/L TDS düzeyindeki suyu tüketen bir kişinin bir anda 20–30 mg/L TDS düzeyindeki RO suyuna geçmesi önemli bir duyusal değişiklik oluşturabilir.
Ancak düşük TDS tek başına suyun sağlık açısından uygun veya uygunsuz olduğunu belirleyen bir kriter değildir. TDS ile sağlık güvenliği ayrı değerlendirilmelidir.[3]
Mineral Filtre Takıldığında Tat Neden Yeniden Değişir?
Bazı RO sistemlerinde membrandan sonra remineralizasyon veya mineral filtre bulunur. Bu filtrenin amacı ürün suyuna belirli miktarda çözünür mineral kazandırmak ve bazı sistemlerde pH ile duyusal karakter üzerinde değişiklik oluşturmaktır.
WHO’nun demineralize sulara ilişkin teknik değerlendirmelerinde, bazı büyük ölçekli demineralizasyon uygulamalarında ürün suyuna kalsiyum karbonat veya kireçtaşı gibi kaynaklar üzerinden mineral kazandırıldığı veya ürün suyunun daha mineralize suyla karıştırıldığı belirtilmektedir. Bu işlemlerin amaçları arasında suyun tat özelliklerini ve dağıtım sistemleriyle uyumluluğunu geliştirmek bulunmaktadır.[12]
Ev tipi mineral filtrelerde de benzer prensip uygulanabilir.
Mineral filtre sonrasında;
- TDS yükselebilir,
- kalsiyum veya başka iyonların konsantrasyonu artabilir,
- pH değişebilir,
- su daha mineral karakterli algılanabilir.
Ancak mineral filtrelerin içeriği ve suya kazandırdığı iyon miktarı üründen ürüne değişir. Bu nedenle “mineral filtre takılan bütün cihazların çıkış suyu aynı mineral bileşimine sahiptir” şeklinde bir kabul doğru değildir.
Mineral Filtre Sonrası TDS Artışı Membranın Bozulduğu Anlamına mı Gelir?
Hayır. Ölçüm noktasının bilinmesi gerekir.
Örneğin RO membranından doğrudan çıkan su 25 mg/L TDS gösterirken mineral filtreden sonraki nihai musluk suyu 70 mg/L gösterebilir. Eğer mineral filtre suya çözünmüş iyon kazandırıyorsa bu fark sistemin tasarımının doğal sonucu olabilir.
Bu nedenle RO membranının gerçek tuz giderim performansı değerlendirilirken ideal olarak;
- besleme suyu,
- membranın doğrudan ürün suyu
karşılaştırılmalıdır.
Son mineral filtreden alınan su yalnızca membranın değil, membran sonrasındaki bütün bileşenlerin etkisini içerir.
Alkali Filtre Suyun Tadını Değiştirebilir mi?
Evet. “Alkali filtre” olarak pazarlanan kartuşlar genellikle suyla temas ettiğinde belirli minerallerin çözünmesini sağlayarak pH ve mineral içeriğinde değişiklik oluşturmayı hedefler.
Su kimyasındaki bu değişiklik tat algısını da değiştirebilir.
Ancak pH ile TDS aynı parametre değildir. Bir filtrenin suyun pH değerini artırması, bütün kimyasal veya mikrobiyolojik kirleticileri giderdiği anlamına gelmez.
Aynı şekilde yalnızca pH’ın yüksek olması da suyun daha kaliteli veya daha güvenli olduğunu kanıtlamaz. WHO’nun içme suyu yaklaşımında güvenlik çok sayıda fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrenin birlikte yönetilmesine dayanır.[1]
pH Suyun Tadını Nasıl Etkiler?
pH suyun asit-baz karakterinin temel göstergesidir. Çok düşük veya yüksek pH yalnızca kimyasal dengeyi değil, tesisat malzemeleriyle etkileşimi ve dolayısıyla tadı da etkileyebilir.
EPA’nın ikincil içme suyu standartlarında düşük pH; korozyon ve acımsı veya metalik tatla, yüksek pH ise farklı duyusal özellikler ve mineral birikimleriyle ilişkilendirilmektedir.[9]
RO membranından sonra alkalinite önemli ölçüde azalabildiğinden ürün suyu besleme suyuna göre farklı pH davranışı gösterebilir. Özellikle karbon dioksit içeriği, ürün suyunun ölçülen pH değerini etkileyebilir.
Bu nedenle düşük mineralli suyun tat değerlendirmesinde yalnızca TDS değil;
- pH,
- alkalinite,
- karbon dioksit,
- mineral bileşimi
birlikte düşünülmelidir.
Karbon Dioksit Suyun Tadını Etkileyebilir mi?
Suda çözünmüş karbon dioksit karbonik asit dengesiyle ilişkilidir ve düşük alkaliniteli sularda pH üzerinde önemli etkiye sahip olabilir.
RO membran sistemlerinde yalnızca iyonik maddelerin ölçülmesi ürün suyunun bütün kimyasal davranışını açıklamayabilir. Membran teknolojisi teknik kaynaklarında çözünmüş karbon dioksitin RO membranından geçebildiği ve ürün suyunda karbonik asit oluşturarak pH ve iletkenlik davranışını etkileyebildiği belirtilmektedir.[13]
Bu nedenle aynı TDS değerine sahip iki RO ürün suyunun pH ve duyusal karakteri aynı olmak zorunda değildir.
Aktif Karbon Suyun Tadını Neden Belirgin Şekilde Değiştirir?
Aktif karbon filtreler evsel içme suyu sistemlerinde özellikle tat ve koku iyileştirme amacıyla yaygın olarak kullanılır.
CDC, sürahi ve buzdolabı filtreleri gibi birçok ev tipi filtrenin aktif karbon kullandığını ve bu sistemlerin temel amaçlarından birinin suyun tadını ve kokusunu iyileştirmek olduğunu belirtmektedir.[7]
- serbest klorun azaltılmasına,
- çeşitli organik tat-koku bileşiklerinin adsorpsiyonuna,
- bazı istenmeyen kokuların azaltılmasına
yardımcı olabilir.
Bu nedenle şebeke suyunda belirgin klor tadına alışmış biri, karbon filtreden geçen suyu dramatik biçimde farklı algılayabilir.
Post Karbon Filtre RO Suyunun Tadını Neden Etkiler?
Ev tipi tanklı RO cihazlarında post karbon filtre genellikle depolama tankından sonra, ürün musluğundan hemen önce yer alır.
Bu filtrenin temel amaçlarından biri tankta bekleyen suyun nihai tat ve koku karakterini iyileştirmektir.
RO membranından çıkan su önce basınçlı depoya girebilir, burada bir süre bekleyebilir ve daha sonra post karbon filtreden geçerek musluğa ulaşabilir.
Dolayısıyla kullanıcının içtiği suyun tadı yalnızca membran tarafından belirlenmez. Tat şu zincirin toplam sonucudur:
Besleme suyu → ön filtreler → RO membranı → depolama tankı → post karbon → varsa mineral filtre → hortumlar → musluk
Bu zincirin herhangi bir bölümündeki değişiklik nihai suyun tadını değiştirebilir.
Post Karbon Filtre Eskidiğinde Tat Değişebilir mi?
Evet. Aktif karbonun adsorpsiyon kapasitesi sınırsız değildir. Kullanım süresi boyunca karbon yüzeyindeki aktif bölgeler tutulmuş maddelerle yüklenir.
EPA’nın ev tipi aktif karbon sistemleriyle ilgili teknik materyallerinde karbon filtrelerin sınırlı servis ömrüne sahip olduğu ve uygun bakım yapılmadığında filtre kapasitesinin azalabileceği belirtilmektedir.[14]
Bu nedenle zaman içinde;
- klor tadının geri gelmesi,
- beklenmeyen tat-koku değişimi,
- debinin azalması
filtre durumunun kontrol edilmesi için gerekçe oluşturabilir.
Ancak filtre değişim zamanı yalnızca tada bakılarak belirlenmemelidir. Kullanılan su miktarı, giriş suyu kalitesi ve üreticinin kapasite bilgileri dikkate alınmalıdır.
Depolama Tankı Suyun Tadını Değiştirir mi?
Evet. Su arıtıldıktan sonra depolanıyorsa suyun tankta geçirdiği süre nihai duyusal kaliteyi etkileyebilir.
Depolama sırasında su artık ilk üretildiği andaki koşullarda değildir. Zaman ilerledikçe;
- sıcaklığı çevreye yaklaşabilir,
- çözünmüş gaz dengesi değişebilir,
- dezenfektan kalıntısı varsa azalabilir,
- tank ve bağlantı malzemeleriyle temas süresi uzar,
- uygun olmayan hijyen koşullarında mikrobiyolojik değişimler meydana gelebilir.
EPA’nın dağıtım sistemlerinde su yaşına ilişkin çalışmasında uzun bekleme sürelerinin bayat tat ve koku, dezenfektan kalıntısında azalma ve çeşitli su kalitesi değişimleriyle ilişkili olabileceği belirtilmektedir.[10]
Su Yaşı Nedir?
Su yaşı, suyun belirli bir sistem içinde ne kadar süre kaldığını ifade eden teknik bir kavramdır.
Bu süre;
- şebeke hattında,
- bina deposunda,
- RO basınç tankında,
- boru hattında,
- az kullanılan musluk kolunda
geçirilen zamanı kapsayabilir.
Su yaşı arttıkça kimyasal ve mikrobiyolojik denge değişebilir. EPA, uzun su yaşının tat-koku değişiklikleri, su sıcaklığının çevre sıcaklığına yaklaşması ve dezenfektan kalıntısının azalması gibi etkilerle ilişkili olabileceğini bildirmektedir.[10]
Tankta Uzun Süre Bekleyen Su Neden “Bayat” Tadabilir?
“Bayat su” bilimsel olarak tek bir kimyasal bileşiğin adı değildir. Kullanıcıların bu ifadeyle tanımladığı duyusal değişim birden fazla süreçten kaynaklanabilir.
Uzun bekleme sırasında;
- suyun sıcaklığı artabilir,
- çözünmüş gaz dengesi değişebilir,
- malzeme ile temas süresi uzayabilir,
- organik tat-koku bileşenleri oluşabilir veya birikebilir,
- yeterli hijyen yoksa biyofilm gelişimine uygun koşullar oluşabilir.
EPA, yaşlanmış veya uzun süre durgun kalan suyun tat ve kokuya neden olan mikroorganizmaların ve maddelerin gelişmesi için daha uygun koşullar oluşturabileceğini belirtmektedir.[10]
RO Tankı Büyükse Tat Daha Fazla Değişebilir mi?
Tank hacmi tek başına tat problemi oluşturmaz. Asıl önemli olan tank kapasitesi ile günlük tüketim arasındaki ilişkidir.
Çok büyük bir tank düşük su tüketilen bir evde kullanılıyorsa suyun ortalama bekleme süresi artabilir. Buna karşılık tank düzenli şekilde boşalıyor ve yeniden doluyorsa su daha sık yenilenmiş olur.
Bu nedenle sistem kapasitesinin kullanım ihtiyacına göre seçilmesi yalnızca enerji veya maliyet açısından değil, suyun sistem içindeki bekleme süresi açısından da önemlidir.
Basınçlı RO Tankının İç Yapısı Tat Üzerinde Etkili Olabilir mi?
Ev tipi RO tanklarında ürün suyu genellikle suyla uyumlu bir diyafram veya iç yüzeyle temas eder. Ürünün kullanılan malzemeleri içme suyu ile temas etmeye uygun olmalıdır.
Yeni bir tankın ilk kullanımında üreticinin öngördüğü yıkama veya birkaç dolum-boşaltma prosedürünün uygulanması gerekebilir. İlk kurulumda görülen geçici tat değişikliğinin, sürekli devam eden tat probleminden ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Uzun süre kullanılmış tanklarda ise;
kontrol edilmelidir.
Arıtılmış Suyun Güvenli Depolanması Neden Önemlidir?
Arıtılmış suyun güvenliği arıtma cihazından çıktığı anda sona eren bir konu değildir. Depolama aşaması da su güvenliği zincirinin bir parçasıdır.
CDC, arıtılmış suyun yeniden kontaminasyonu önleyecek uygun bir kap veya sistem içerisinde saklanması gerektiğini belirtmektedir.[8]
Bu prensip ev tipi arıtma sistemleri için de önemlidir. Arıtılmış su;
- kirli bir depoya,
- uzun süredir dezenfekte edilmemiş tanka,
- kontamine hortuma,
- geri akış riski bulunan tesisata
girdiğinde arıtma cihazının sağladığı kalite tüketim noktasına kadar korunamayabilir.
Açık Depo ile Kapalı Basınç Tankı Arasında Fark Var mıdır?
Evet. Açık atmosferik depo ve kapalı basınç tankı farklı kontaminasyon ve su yaşı koşullarına sahiptir.
Açık veya uygun korunmamış bir depo;
- toz,
- hava kaynaklı kirleticiler,
- böcekler,
- yüzey kontaminasyonu
açısından daha fazla risk taşıyabilir.
Kapalı sistemler çevresel kontaminasyonu azaltmak açısından avantaj sağlayabilir; ancak kapalı olmak bakım ihtiyacını ortadan kaldırmaz.
CDC’nin güvenli su depolama yaklaşımında da suyun dış kontaminasyona karşı korunması temel prensiplerden biri olarak gösterilmektedir.[8]
Sıcaklık Suyun Tadını Neden Değiştirir?
Su sıcaklığı hem doğrudan duyusal algıyı hem de kimyasal ve biyolojik süreçleri etkiler.
Soğuk su birçok tüketici tarafından daha ferah ve kabul edilebilir algılanırken aynı su oda sıcaklığına geldiğinde mineral, klor veya diğer tat özellikleri daha belirgin hissedilebilir.
WHO, sıcaklığı içme suyunun tüketici tarafından kabul edilebilirliğini etkileyebilen fiziksel özelliklerden biri olarak değerlendirmektedir.[2]
Ayrıca sıcaklığın yükselmesi;
- kimyasal reaksiyon hızlarını,
- mikrobiyolojik büyüme koşullarını,
- çözünmüş gaz dengesini
etkileyebilir.
Dolayısıyla yaz aylarında dolap içindeki arıtma sisteminden alınan suyun kış aylarındaki sudan farklı algılanması her zaman cihaz arızası anlamına gelmez.
Tesisat Suyun Tadını Nasıl Değiştirir?
Su arıtma cihazından çıktıktan sonra doğrudan bardağa ulaşmaz. Genellikle çeşitli hortumlardan, bağlantı elemanlarından, valflerden ve musluktan geçer.
Bu nedenle ürün suyunun nihai kalitesi yalnızca filtrasyon sistemi tarafından değil, ürün suyu hattının tamamı tarafından belirlenir.
Tesisatta kullanılan malzemeler;
- metal,
- plastik,
- elastomer,
- conta,
- kaplama
olabilir.
Uygun olmayan veya su kimyasıyla uyumsuz malzemeler tat, koku veya kimyasal bileşim üzerinde değişiklik oluşturabilir. WHO’nun içme suyu kılavuzlarında bina içi tesisatın su kalitesini etkileyebildiği ve boru, bağlantı elemanları ile diğer materyallerin suya maddeler bırakabileceği belirtilmektedir.[1]
Düşük Mineralli RO Suyu Tesisatla Daha Fazla Etkileşebilir mi?
Çok düşük mineral ve alkaliniteye sahip suların dağıtım malzemeleriyle etkileşimi, mineralce daha dengeli sulara göre farklı olabilir.
WHO’nun demineralize sulara ilişkin teknik yayınında çok düşük mineralli suların dağıtım boruları ve depolama sistemleriyle uyumluluğunun dikkate alınması gerektiği; büyük ölçekli demineralize su sistemlerinde ürün suyunun çoğu zaman stabilizasyon veya remineralizasyon işleminden geçirildiği belirtilmektedir.[12]
Bu durum ev tipi RO cihazında ürün suyu birkaç metre gıda uyumlu hortumdan geçiyor diye otomatik olarak önemli bir korozyon problemi oluşacağı anlamına gelmez. Ancak düşük mineralizasyonlu suyun tesisat malzemeleriyle kimyasal etkileşiminin, özellikle büyük dağıtım sistemlerinde dikkate alınması gereken gerçek bir mühendislik konusu olduğunu gösterir.
Metalik Tat Nereden Gelebilir?
Metalik tat arıtılmış veya arıtılmamış sularda farklı kaynaklara sahip olabilir.
Olası nedenler arasında;
bulunabilir.
EPA, demir ve bakır gibi metallerin tesisat korozyonu sonucunda suya geçebildiğini ve metalik tat, renk değişimi veya lekelenmeye neden olabileceğini belirtmektedir.[9]
| Olası bileşen | Muhtemel duyusal belirti |
|---|---|
| Demir | Metalik tat, pas rengi, tortu |
| Bakır | Metalik tat, mavi-yeşil lekelenme |
| Mangan | Acımsı/metalik tat, koyu renkli birikinti |
| Çinko | Belirli konsantrasyonlarda buruk veya metalik tat |
WHO da çinkonun belirli konsantrasyonlarda istenmeyen buruk tada neden olabileceğini ve tesisat malzemelerinden suya geçebileceğini belirtmektedir.[2]
Yeni Musluk veya Yeni Hortum Suyun Tadını Değiştirebilir mi?
Yeni kurulmuş sistemlerde ürün suyunun temas ettiği yeni hortumlar, musluklar, tanklar ve bağlantı elemanları ilk kullanım döneminde duyusal farklılık oluşturabilir.
Bu nedenle içme suyu ile temas eden bileşenlerin bu amaç için üretilmiş ve uygun standarda sahip malzemelerden seçilmesi önemlidir.
İlk kurulum sonrasında üreticinin belirttiği yıkama prosedürünün uygulanması;
- üretim kalıntılarının,
- karbon tozlarının,
- depolama sırasında kullanılan maddelerin
sistemden uzaklaştırılmasına yardımcı olabilir.
Yeni kurulan sistemde kısa süre görülen tat değişikliği ile aylar sonra aniden ortaya çıkan tat değişikliği aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
Suyun Tesisatta Beklemesi Neden Tadı Değiştirir?
Gece boyunca veya uzun süre kullanılmayan bir tesisatta su hareketsiz kalır. Bu durumda su ile boru, vana, musluk ve bağlantı parçaları arasındaki temas süresi uzar.
Uzun bekleme;
- metal çözünmesini,
- malzeme-su etkileşimini,
- dezenfektan kaybını,
- sıcaklık değişimini,
- biyofilm-su etkileşimini
etkileyebilir.
EPA’nın dağıtım sistemi su yaşı değerlendirmesinde durgunluk ve uzun bekleme sürelerinin çeşitli kimyasal ve estetik değişikliklerle ilişkili olduğu belirtilmektedir.[10]
Sabah İlk Bardak Suyun Tadı Neden Farklı Olabilir?
Gece boyunca cihaz ve tesisat kullanılmadığında;
- musluk hattındaki su uzun süre beklemiş olabilir,
- tanktan musluğa giden hortumdaki su oda sıcaklığına yaklaşabilir,
- ürün suyu malzemelerle daha uzun süre temas etmiş olabilir.
Bu nedenle ilk bardak ile birkaç saniye su akıtıldıktan sonraki bardak arasında tat farkı algılanabilir.
Bu durum sürekli ise sistem hijyeni, post karbon filtresi, tank, hortumlar ve musluk ayrıca değerlendirilmelidir.
RO Membranının Performansı Tat Üzerinde Etkili midir?
Evet. Membranın iyon giderme performansı değiştiğinde ürün suyunun mineral içeriği de değişebilir.
Örneğin;
- besleme suyu TDS’sinin değişmesi,
- besleme basıncının değişmesi,
- sıcaklık değişimi,
- membran kirlenmesi,
- membran yaşlanması,
- conta veya montaj problemi
ürün suyunun tuz geçişini etkileyebilir.
RO membranı teknik dokümanlarında basınç, sıcaklık, besleme tuzluluğu ve sistem geri kazanım oranının ürün suyu kalitesini etkileyen temel işletme değişkenleri arasında olduğu belirtilmektedir.[13]
Dolayısıyla “su eskiden daha hafifti, şimdi daha mineral tadıyor” şikâyeti varsa membran giriş ve çıkış iletkenliğinin karşılaştırılması yararlı olabilir.
Besleme Suyu Değişirse Arıtılmış Suyun Tadı da Değişir mi?
Evet. Arıtma cihazı aynı kalsa bile giriş suyunun kimyası değişirse ürün suyunun özellikleri de değişebilir.
Şebeke sistemlerinde;
- farklı su kaynaklarının devreye alınması,
- mevsimsel değişimler,
- arıtma tesisi işletme koşullarındaki değişiklikler,
- dezenfektan dozundaki değişimler
giriş suyunun özelliklerini değiştirebilir.
Kuyu suyunda ise;
mineralizasyonu etkileyebilir.
RO membranının giderim oranı yüksek olsa bile giriş suyundaki önemli değişiklikler ürün suyunda ölçülebilir ve bazen duyusal farklılık oluşturabilir.
TDS Değerinin Değişmesi Tat Problemini Kanıtlar mı?
Hayır. TDS yardımcı bir göstergedir ancak tat analizinin kendisi değildir.
Örneğin;
- 50 mg/L’den 70 mg/L’ye yükselen TDS fark edilmeyebilir,
- TDS aynı kalırken klor veya organik tat-koku maddesi değişebilir,
- TDS değişmeden sıcaklık değişimi nedeniyle su farklı algılanabilir,
- TDS düşük olduğu halde tesisat kaynaklı metalik tat oluşabilir.
Bu nedenle tat şikâyetinde TDS ölçümü başlangıç bilgilerinden yalnızca biridir.
Klor Tadının Kaybolması Neden Büyük Bir Tat Değişikliği Yaratabilir?
Şebeke suyunda serbest klor veya kloramin bulunabilir. Özellikle serbest klor belirli konsantrasyonlarda tüketiciler tarafından tat veya koku şeklinde algılanabilir.
Aktif karbon bu dezenfektanların özellikle serbest klor kısmını önemli ölçüde azaltabildiği için karbon filtreden geçen su, mineral bileşimi çok fazla değişmese bile musluk suyundan belirgin biçimde farklı tadabilir.
CDC, aktif karbon filtrelerin evlerde yaygın olarak tat ve koku iyileştirme amacıyla kullanıldığını belirtmektedir.[7]
Bu nedenle arıtma cihazı kurulduğunda algılanan ilk büyük tat değişiminin tamamını RO membranına bağlamak doğru olmayabilir. Ön karbon filtreleri de duyusal profili önemli ölçüde değiştirebilir.
Klor Giderilmiş Su Tankta Daha Dikkatli Yönetilmeli midir?
Evet. Dezenfektan kalıntısı suyun dağıtım sistemi boyunca mikrobiyolojik kontrolüne katkıda bulunabilir. CDC, bazı filtrelerin klor gibi yararlı dezenfektan kalıntılarını da uzaklaştırabildiğini ve sistem tasarımının buna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.[7]
RO cihazında ön karbon filtresi kloru membrana ulaşmadan önce azaltır. Bu nedenle ürün suyu tarafında;
- hijyenik tank,
- temiz hortumlar,
- düzenli sanitasyon,
- uygun bakım
daha önemli hale gelir.
Biyofilm Tat ve Koku Değişikliğine Neden Olabilir mi?
Biyofilm, mikroorganizmaların yüzeylere tutunarak oluşturduğu kompleks mikrobiyal tabakadır. Su sistemlerindeki tanklar, hortumlar, musluklar ve filtre ortamları uygun koşullarda biyofilm gelişimine elverişli yüzeyler sağlayabilir.
Her biyofilm mutlaka tehlikeli patojen varlığı anlamına gelmez; ancak mikrobiyolojik büyüme suyun tadını ve kokusunu etkileyen maddelerin oluşmasına katkıda bulunabilir.
EPA’nın ev tipi su arıtma materyallerinde, özellikle karbon filtrelerde uzun kullanım ve durgunluk koşullarının bakteriyel büyümeyi destekleyebileceği ve bunun istenmeyen tat veya kokularla ilişkili olabileceği belirtilmektedir.[14]
Tat Aniden Değiştiyse Neden Daha Fazla Dikkat Edilmelidir?
Uzun süredir aynı tada sahip olan arıtılmış suyun kısa süre içerisinde belirgin biçimde değişmesi, normal mineral farkından farklı değerlendirilmelidir.
Ani değişim;
- filtrenin servis ömrünün dolması,
- membran performansının değişmesi,
- şebeke veya kuyu suyunun değişmesi,
- tank hijyen problemi,
- tesisat veya musluk değişikliği,
- uzun süreli cihaz kullanılmaması,
- mikrobiyolojik değişim
gibi nedenlerden kaynaklanabilir.
WHO, daha önce mevcut olmayan belirgin tat, koku veya görünüm değişikliklerinin araştırılması gerektiğini belirtmektedir.[2]
Plastik veya Kimyasal Tat Neden Oluşabilir?
Plastik veya kimyasal olarak tanımlanan tat özellikle yeni kurulan sistemlerde veya yeni değiştirilen parçalardan sonra fark edilebilir.
Muhtemel kaynaklar arasında;
- yeni hortum,
- yeni tank,
- yeni musluk,
- yeni filtre kartuşu,
- sistemin yeterince yıkanmaması
bulunabilir.
Bu durumda ilk kontrol üreticinin ilk çalıştırma ve yıkama prosedürünün doğru uygulanıp uygulanmadığıdır.
Yeni parçalar sonrası oluşan tat kısa süre içinde uygun yıkamayla kaybolmuyorsa sistemde içme suyu ile temas eden malzemelerin uygunluğu ve kurulum koşulları değerlendirilmelidir.
Karbon Tozu Suyun Tadını Değiştirir mi?
Yeni aktif karbon kartuşlarında başlangıçta çok ince karbon parçacıkları bulunabilir. Bu nedenle birçok ürünün ilk kullanım öncesinde belirli miktarda suyla yıkanması gerekir.
Bu partiküller özellikle ilk çalıştırmada suyun;
- gri,
- siyahımsı,
- bulanık
görünmesine neden olabilir.
Bu nedenle yeni filtre değişiminden sonra üretici tarafından belirtilen yıkama miktarı tamamlanmadan nihai tat değerlendirmesi yapılmamalıdır.
Filtre Değişiminden Sonra Tat Neden Farklılaşabilir?
Eski karbon filtresi uzun süre kullanılmışsa kullanıcı farkında olmadan daha yüksek klor veya organik tat-koku yüküne alışmış olabilir. Yeni karbon takıldığında adsorpsiyon kapasitesi yeniden yükselir ve ürün suyunun duyusal profili tekrar değişebilir.
Benzer şekilde yeni mineral filtre eski filtreye göre daha fazla mineral çözündürüyorsa;
değişebilir.
Bu nedenle “filtre değişti, suyun tadı değişti” durumu her zaman arıza göstergesi değildir.
Filtre Değişmediği Halde Tat Değişmesi Ne Anlama Gelebilir?
Filtre değişimi yapılmadığı halde duyusal değişiklik varsa aşağıdaki unsurlar kontrol edilmelidir:
- Şebeke veya kuyu giriş suyunun TDS ve iletkenliği,
- membran çıkış TDS’si,
- tanktan gelen suyun tadı,
- post karbon sonrasındaki suyun tadı,
- mineral filtre sonrasındaki suyun tadı,
- ürün musluğunun durumu,
- sistemin son bakım tarihi,
- depolama tankının hijyeni.
Bu yöntem arızanın hangi basamakta başladığını belirlemeye yardımcı olur.
Tat Değişikliğinin Kaynağı Nasıl İzole Edilir?
Profesyonel servis yaklaşımında bütün sistemi tek bir bütün olarak değerlendirmek yerine farklı numune noktaları karşılaştırılabilir.
| Numune noktası | Ne hakkında bilgi verir? |
|---|---|
| Ham su | Kaynak veya şebeke değişikliği |
| Ön filtreler sonrası | Karbon ve ön arıtmanın etkisi |
| Membran çıkışı | RO’nun gerçek ürün suyu |
| Tank çıkışı | Depolama etkisi |
| Post karbon çıkışı | Son karbon filtrenin etkisi |
| Mineral filtre çıkışı | Remineralizasyon etkisi |
| Musluk | Bütün sistemin nihai sonucu |
Örneğin membran çıkışındaki su normal tadıyor fakat tanktan sonra kötüleşiyorsa membran yerine tank ve tank sonrası sistem araştırılmalıdır.
Tank çıkışı normal, musluktan gelen su metalik ise ürün hattı ve musluk ayrıca incelenebilir.
RO Membranının Tuz Giderim Oranı Nasıl Kontrol Edilir?
Membran performansının hızlı saha kontrolünde besleme ve membran ürün suyunun TDS veya iletkenlik değerleri karşılaştırılabilir.
Yaklaşık giderim oranı:
Giderim (%) = [(Besleme TDS − Membran ürün TDS) / Besleme TDS] × 100
Örneğin:
| Ölçüm | TDS |
|---|---|
| Besleme suyu | 500 mg/L |
| Membran ürün suyu | 25 mg/L |
Bu durumda yaklaşık giderim:
[(500 − 25) / 500] × 100 = %95
olur.
Bu değer genel iyon giderimi hakkında yararlı bilgi verir. Ancak tat değişikliğini açıklamak için post karbon, mineral filtre, tank ve tesisatın etkileri ayrıca değerlendirilmelidir.
Membran Çıkışı ile Musluk TDS’si Neden Aynı Olmayabilir?
Ev tipi RO sistemlerinde membran çıkış suyu ile nihai musluk suyu arasında birden fazla ekipman bulunabilir.
Örneğin:
Membran → tank → post karbon → mineral filtre → musluk
Bu nedenle membran çıkışı 20 mg/L iken nihai su;
- 25 mg/L,
- 40 mg/L,
- 80 mg/L
gibi farklı bir değer gösterebilir.
Özellikle remineralizasyon varsa bu normal olabilir.
Bu nedenle membran performansını yalnızca musluktaki TDS üzerinden değerlendirmek bazı sistemlerde yanıltıcıdır.
RO Cihazı Uzun Süre Kullanılmazsa Tat Değişebilir mi?
Evet. Tatil, taşınma veya başka nedenlerle cihaz uzun süre kullanılmazsa su;
- tankta,
- filtrelerde,
- membran gövdesinde,
- hortumlarda
uzun süre bekleyebilir.
Durgunluk su kalitesi açısından önemli bir faktördür. EPA, uzun su yaşının dağıtım sistemlerinde tat-koku ve diğer kalite değişikliklerine yol açabileceğini belirtmektedir.[10]
Uzun süre devre dışı kalan sistem yeniden kullanıma alınırken üreticinin önerdiği;
- boşaltma,
- yıkama,
- sanitasyon,
- gerekirse filtre değişimi
prosedürleri uygulanmalıdır.
Depo Sanitasyonu Tat Açısından Neden Önemlidir?
Depolama tankı yalnızca mekanik bir basınç ekipmanı değildir; ürün suyunun uzun süre temas ettiği yüzeylerden biridir.
Düzenli bakım yapılmayan bir tankta;
- biyofilm,
- organik kalıntılar,
- mikrobiyolojik yük
zaman içinde artabilir.
Bu nedenle arıtma sistemlerinin bakımında yalnızca kartuşların değiştirilip tank ve ürün hattının hiç değerlendirilmemesi eksik bir yaklaşımdır.
Arıtılmış suyun güvenli biçimde depolanması, arıtma sonrasında yeniden kontaminasyonun önlenmesi açısından önemlidir.[8]
Musluk Suyun Tadını Değiştirebilir mi?
Evet. Ürün musluğu arıtılmış suyun tüketilmeden önce temas ettiği son bileşendir.
Musluk içerisindeki;
- metal alaşımlar,
- kaplama,
- contalar,
- kartuşlar
su kalitesini etkileyebilir.
Özellikle düşük mineral içerikli suyun uzun süre musluk içerisinde beklemesi durumunda metalik tat fark ediliyorsa musluk ve bağlantılar kontrol edilmelidir.
EPA, tesisat korozyonunun demir, bakır ve çinko gibi metallerin suya geçmesine ve bunların tat, renk ve lekelenme gibi estetik değişikliklere neden olabileceğini belirtmektedir.[9]
Bakır Tesisat Metalik Tat Oluşturabilir mi?
Evet. Bakır tesisatın korozyonu belirli koşullarda suya bakır geçişine neden olabilir.
EPA’nın ikincil içme suyu standartlarında bakır, metalik tat ve mavi-yeşil lekelenme gibi estetik etkilerle ilişkilendirilmektedir.[9]
Ancak metalik tadın varlığı tek başına bakır konsantrasyonunu belirlemek için kullanılamaz. Kesin değerlendirme laboratuvar analizi gerektirir.
Demir Tadı Nasıl Anlaşılır?
Demir içeren sular genellikle;
- metalik tat,
- pas rengi,
- turuncu veya kahverengi tortu,
- lavabo ve armatürlerde lekelenme
ile ilişkilendirilir.
EPA, demir için 0,3 mg/L ikincil standart değerini kullanmakta ve yüksek demiri pas rengi, tortu, metalik tat ve lekelenme gibi etkilerle ilişkilendirmektedir.[9]
RO sonrası üründe belirgin demir tadı beklenmeyen bir durumsa ham su, filtre durumu ve ürün hattı araştırılmalıdır.
Çürük Yumurta Kokusu veya Tadı Nereden Gelebilir?
Çürük yumurta olarak tarif edilen koku çoğunlukla hidrojen sülfürle ilişkilendirilir.
Özellikle bazı kuyu sularında hidrojen sülfür doğal olarak bulunabilir veya mikrobiyolojik süreçlerle oluşabilir.
WHO’nun içme suyunda tat ve koku değerlendirmesinde hidrojen sülfürün belirgin koku sorununa neden olabildiği ve aerasyon, aktif karbon, filtrasyon veya oksidasyon gibi proseslerin duruma göre kullanılabildiği belirtilmektedir.[2]
Arıtılmış suda daha önce olmayan bu tür bir koku aniden ortaya çıkmışsa yalnızca tadı maskelemek yerine kaynağın araştırılması gerekir.
Filtrenin Tat Düzeltmesi Su Güvenliğini Kanıtlar mı?
Hayır. Aktif karbon gibi bir filtre suyun tadını dramatik biçimde iyileştirebilir ancak bu durum bütün sağlık açısından önemli kirleticilerin giderildiğini göstermez.
CDC, sürahi ve buzdolabı filtrelerinin çoğunun temel olarak tat-koku iyileştirmeye yönelik olduğunu ve birçok filtrenin mikroorganizmaları gidermek üzere tasarlanmadığını belirtmektedir.[7]
Bu nedenle;
“Tadı güzel oldu, demek ki tamamen güvenli.”
şeklindeki çıkarım bilimsel olarak doğru değildir.
Kötü Tat Her Zaman Sağlık Riski midir?
Hayır. Bazı estetik kalite problemleri sağlık açısından önemli bir tehlike oluşturmadan güçlü tat veya koku oluşturabilir.
WHO ve EPA suyun kabul edilebilirliğini etkileyen;
gibi çeşitli parametrelerin belirli konsantrasyonlarda tat, renk veya kullanım sorunlarına yol açabileceğini belirtmektedir.[2][9]
Buna karşılık arsenik, nitrat veya bazı mikrobiyolojik tehlikeler belirgin bir tat oluşturmadan bulunabilir.
Arıtılmış Suyun Tadı Zamanla Normalleşebilir mi?
Evet. Bunun iki farklı nedeni olabilir.
Birincisi kullanıcının duyusal adaptasyonudur. Daha önce yüksek mineralli veya klorlu suya alışmış biri, düşük mineralli ve klorsuz RO suyunu ilk başta alışılmadık bulabilir. Zaman içinde yeni tada alışabilir.
İkincisi sistemin ilk kullanım dönemindeki değişikliklerdir. Yeni membran, yeni karbon, yeni tank ve yeni hortumların ilk yıkama döneminden sonra sistem daha kararlı çalışma koşullarına ulaşabilir.
RO membranı teknik kaynaklarında da yeni membranların performansının ilk çalışma saatleri veya günleri içinde stabilize olabildiği belirtilmektedir.[13]
Yeni RO Cihazında İlk Günlerde Tat Farkı Normal midir?
Belirli bir düzeye kadar evet. Yeni sistemde;
- filtreler yeni olduğundan,
- karbon kartuşları ilk kez ıslandığından,
- membran ilk kez çalıştığından,
- tank ve hortumlar yeni olduğundan
ilk suyun duyusal özellikleri daha sonraki kararlı kullanımdan farklı olabilir.
Ancak üreticinin önerdiği yıkama ve tank boşaltma işlemlerine rağmen güçlü plastik, kimyasal, solvent veya başka anormal tat devam ediyorsa sistem kontrol edilmelidir.
Mineral Filtre Kullanmak Zorunlu mudur?
Hayır. Her RO sisteminde mineral filtre zorunluluğu yoktur.
Mineral filtrenin gerekli olup olmadığı;
- ham su özelliklerine,
- RO ürün suyunun bileşimine,
- kullanıcının tat tercihine,
- sistemin tasarımına
bağlıdır.
Remineralizasyon özellikle düşük mineralli ürün suyunun tat karakterini değiştirmek veya büyük sistemlerde suyun dağıtım sistemleriyle kimyasal uyumunu iyileştirmek için kullanılabilir.[12]
Ancak ürün suyuna kontrolsüz biçimde mineral eklenmesi otomatik olarak daha iyi kalite anlamına gelmez.
Mineral Filtre Ne Kadar Mineral Ekler?
Bunun tek bir cevabı yoktur.
Sonuç;
- filtre medyasının türüne,
- medyanın miktarına,
- suyun başlangıç pH’ına,
- temas süresine,
- debiye,
- filtrenin kullanım yaşına
bağlıdır.
Bu nedenle yalnızca kartuşun üzerinde “mineral” yazması ürün suyunun belirli ve sabit miktarda kalsiyum veya magnezyum içereceğini garanti etmez.
Gerçek mineral bileşiminin bilinmesi gerekiyorsa laboratuvar analizi yapılmalıdır.
Arıtılmış Suyun Tadı Sağlık İçin Mineral Eksikliği Anlamına Gelir mi?
Suyun düşük mineral içerikli olması ile kişinin beslenmesinde mineral yetersizliği bulunması aynı şey değildir.
Kalsiyum ve magnezyumun temel kaynağı genel beslenmedir; içme suyunun katkısı ise suyun mineral içeriğine ve tüketim miktarına göre değişebilir. WHO, içme suyunun kalsiyum ve magnezyum alımına katkısının bölgeden bölgeye önemli ölçüde değişebildiğini belirtmektedir.[5]
Bu nedenle yalnızca RO suyunun tadının hafif olması üzerinden kişinin beslenme durumu hakkında sonuç çıkarılamaz.
Arıtılmış Suyun Tadı Hangi Durumlarda Laboratuvar Analizini Gerektirir?
Her tat değişikliği laboratuvar analizi gerektirmez. Ancak bazı durumlar daha ayrıntılı değerlendirme için gerekçe oluşturabilir.
Örneğin;
- tat aniden ve açıklanamayan biçimde değiştiyse,
- metalik tatla birlikte renk veya tortu oluştuysa,
- kuyu suyu kullanılıyorsa,
- çürük yumurta, kimyasal veya yakıt benzeri koku oluştuysa,
- uzun süre kullanılmayan sistem yeniden devreye alındıysa,
- mikrobiyolojik problemden şüpheleniliyorsa,
- RO membranının performansı belirgin biçimde düştüyse,
- tesisat değişikliğinden sonra metalik tat başladıysa
uygun parametrelerin analiz edilmesi düşünülebilir.
EPA da özel kuyu sahipleri için istenmeyen tat veya koku durumunda hidrojen sülfür, korozyon ve metaller gibi olası nedenlerin değerlendirilmesini önermektedir.[15]
Tat Şikâyetinde Hangi Analizler Yapılabilir?
Analiz paneli şikâyetin niteliğine ve su kaynağına göre değişmelidir.
| Şikâyet | Değerlendirilebilecek parametreler |
|---|---|
| Metalik tat | Demir, bakır, mangan, çinko, pH |
| Tuzlu tat | İletkenlik, TDS, sodyum, klorür |
| Acımsı/mineral tat | TDS, sülfat, magnezyum, pH |
| Çürük yumurta kokusu | Hidrojen sülfür ve kaynak özellikleri |
| Bayat veya depolanmış su tadı | Tank hijyeni, su yaşı, mikrobiyoloji |
| RO suyunun mineral tadının artması | Besleme ve membran ürün TDS/iletkenliği |
| Belirsiz ani değişiklik | Kaynağa özgü kapsamlı kimyasal ve mikrobiyolojik değerlendirme |
Tat Değişikliğinde Önce Hangi Ölçümler Yapılmalıdır?
Ev tipi RO sisteminde pratik bir teknik kontrolde ilk olarak aşağıdaki ölçümler karşılaştırılabilir:
- Ham su TDS veya iletkenliği,
- membran ürün suyu TDS veya iletkenliği,
- nihai musluk TDS değeri,
- gerekliyse pH,
- su sıcaklığı.
Bu ölçümler probleme doğrudan teşhis koymaz ancak sorunun mineral dengesiyle mi yoksa başka bir sistem bileşeniyle mi ilişkili olabileceğini anlamaya yardımcı olur.
Arıtılmış Su İçin “İdeal Tat” Var mıdır?
Hayır. Tat önemli ölçüde kişisel ve kültürel alışkanlıklara bağlıdır.
Bir kişinin çok beğendiği düşük TDS’li su başka bir kişi tarafından aşırı yavan bulunabilir. Sert su tüketmeye alışmış biri mineralize suyu tercih ederken başka biri daha düşük mineralli suyu daha hafif bulabilir.
WHO’nun içme suyu kılavuzlarında da tüketici kabul edilebilirliğinin yalnızca kesin kimyasal sınırlarla açıklanamayacağı ve insanların suyun tat, koku ve görünümüne yönelik algılarının farklılaşabildiği kabul edilmektedir.[2]
Bu nedenle “en iyi tat için kesin TDS değeri” şeklinde bütün insanlar ve bütün su bileşimleri için geçerli tek bir bilimsel sayı belirlemek doğru değildir.
“TDS 100 Olursa Tadı İdealdir” Yaklaşımı Doğru mudur?
Hayır. TDS yalnızca toplam çözünmüş madde miktarını ifade eder; bu maddelerin kimliğini söylemez.
Örneğin iki suyun da TDS değeri 100 mg/L olabilir:
| Su A | Su B |
|---|---|
| Kalsiyum ve bikarbonat ağırlıklı olabilir | Sodyum ve klorür ağırlıklı olabilir |
| Daha sert olabilir | Daha yumuşak olabilir |
| Farklı pH gösterebilir | Farklı pH gösterebilir |
| TDS 100 mg/L | TDS 100 mg/L |
TDS aynı olduğu halde tat aynı olmak zorunda değildir.
Arıtılmış Suyun Tadı ile Kahve ve Çayın Tadı Neden Değişir?
Su yalnızca doğrudan içildiğinde değil, çay ve kahve hazırlanırken de önemli bir çözücüdür. Suyun;
- sertliği,
- alkalinitesi,
- mineral bileşimi,
- pH değeri
içecekteki maddelerin çözünmesini ve algılanan tat profilini etkileyebilir.
Bu nedenle aynı kahve veya çay;
- sert musluk suyuyla,
- düşük mineralli RO suyuyla,
- remineralize RO suyuyla
farklı duyusal sonuç verebilir.
RO cihazı kurulduktan sonra kullanıcının yalnızca içme suyunda değil çay ve kahvede de tat fark etmesinin nedenlerinden biri budur.
Arıtılmış Su Buzdolabında Neden Farklı Tadabilir?
Soğutma suyun kimyasal bileşimini doğrudan değiştirmese de tat algısını önemli ölçüde değiştirebilir.
Düşük sıcaklıkta bazı tat ve kokular daha az belirgin algılanabilir. Ayrıca suyun açık kapta saklanması durumunda;
- buzdolabındaki kokularla temas,
- kabın malzemesi,
- uzun bekleme süresi
duyusal özellikleri etkileyebilir.
Arıtılmış su saklanacaksa temiz, kapalı ve suyla uyumlu bir kap kullanılması yeniden kontaminasyonun önlenmesi açısından önemlidir.[8]
Cam Şişe ile Plastik Şişede Bekleyen Su Aynı Tadı Verir mi?
Her zaman aynı olmak zorunda değildir. Kabın malzemesi, kap temizliği, sıcaklık ve bekleme süresi duyusal algıyı etkileyebilir.
Bu nedenle arıtma cihazının tadı değerlendirilirken suyu;
- temiz bir cam bardakta,
- doğrudan musluktan yeni alınmış halde,
- benzer sıcaklık koşullarında
karşılaştırmak daha tutarlı sonuç verir.
Su Arıtma Cihazındaki Her Filtre Tadı Değiştirir mi?
Her filtrenin etkisi aynı değildir.
| Arıtma bileşeni | Tat üzerindeki olası etkisi |
|---|---|
| Sediment filtre | Genellikle doğrudan mineral tadını değiştirmez; partikülleri azaltır |
| Aktif karbon | Klor ve çeşitli tat-koku bileşiklerini azaltabilir |
| Su yumuşatma | Kalsiyum ve magnezyum dengesini değiştirir |
| RO membranı | Birçok çözünmüş iyonu belirgin biçimde azaltır |
| Post karbon | Nihai tat ve kokunun iyileştirilmesine yardımcı olur |
| Mineral filtre | Suya mineral kazandırarak tadı değiştirebilir |
| UV | Temel görevi mikrobiyolojik inaktivasyondur; mineral bileşimini değiştirmez |
CDC de farklı ev tipi arıtma teknolojilerinin farklı maddeleri giderdiğini ve bu nedenle suyun özelliklerini farklı biçimde değiştirdiğini belirtmektedir.[6]
Arıtılmış Su Acı Geliyorsa Ne Kontrol Edilmelidir?
Acı veya alışılmadık tat tek bir nedenle açıklanamaz.
Kontrol edilebilecek faktörler şunlardır:
- Ham suyun tadında değişiklik olup olmadığı,
- TDS ve iletkenlik değişimi,
- sülfat ve diğer mineral parametreleri,
- post karbon filtrenin yaşı,
- mineral veya alkali filtrenin durumu,
- tankın hijyeni,
- ürün musluğu ve hortumlar.
Tat yeni başlamış ve kalıcıysa yalnızca filtreyi rastgele değiştirmek yerine problemin hangi aşamada oluştuğu belirlenmelidir.
Arıtılmış Su Tuzlu Geliyorsa Ne Anlama Gelebilir?
Tuzlu tat özellikle sodyum ve klorür gibi iyonlarla ilişkili olabilir.
RO sisteminde daha önce düşük TDS’li ürün suyu alınırken aniden belirgin tuzluluk ortaya çıkması halinde;
- besleme suyu tuzluluğunun artması,
- membran giderim performansının düşmesi,
- membranın yanlış oturması,
- conta veya gövde problemi
araştırılabilir.
Bu durumda ilk teknik kontrol, besleme ve doğrudan membran ürün suyunun iletkenliğini karşılaştırmaktır.
Arıtılmış Su Metalik Geliyorsa Ne Yapılmalıdır?
Metalik tat varsa yalnızca RO membranına odaklanmak doğru değildir.
Sırasıyla;
- Ham su kontrol edilir.
- Membran çıkışı doğrudan tadılır veya analiz edilir.
- Tank çıkışı değerlendirilir.
- Post karbon sonrası kontrol edilir.
- Musluk ve bağlantı elemanları incelenir.
Eğer tat yalnızca ürün musluğundan alınan suda bulunuyor ancak membran çıkışında yoksa problem tank, son filtreler, hortum veya musluk tarafında olabilir.
Filtreleri Gereğinden Uzun Kullanmak Tat Değişikliğine Neden Olabilir mi?
Evet. Filtrelerin servis ömürleri sınırsız değildir.
Zaman içinde;
- sediment filtre tıkanabilir,
- aktif karbon adsorpsiyon kapasitesini tüketebilir,
- membran kirlenebilir veya performansını kaybedebilir,
- mineral filtre farklı çözünme davranışı gösterebilir.
CDC, ev tipi su filtrelerinin üretici talimatlarına göre değiştirilmesinin ve bakımının yapılmasının önemli olduğunu belirtmektedir.[7]
Filtre değişim aralığı yalnızca takvim süresiyle değil kullanılan su miktarı ve ham su kalitesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Arıtma Cihazı Sanitasyonu Ne Zaman Düşünülmelidir?
Sanitasyon sıklığı sistem tasarımına, üreticinin talimatlarına ve kullanım koşullarına bağlıdır. Ancak;
- filtre değişimlerinde,
- uzun süre kullanım dışı kaldıktan sonra,
- mikrobiyolojik problem şüphesinde,
- tank veya ürün hattında kontaminasyondan şüphelenildiğinde
uygun sanitasyon prosedürü gerekebilir.
Sanitasyon işlemi kullanılan membran ve ekipmanla kimyasal olarak uyumlu yöntemlerle yapılmalıdır. Rastgele dezenfektan veya yüksek konsantrasyonlu kimyasallar kullanmak membrana, contalara ve diğer cihaz parçalarına zarar verebilir.
Tat Değişikliğini Tespit Etmek İçin Kör Tadım Faydalı mıdır?
Tat değerlendirmesi doğası gereği öznel olduğu için karşılaştırmalı testler yararlı olabilir.
Örneğin aynı sıcaklıktaki temiz bardaklara;
konularak karşılaştırılabilir.
Böyle bir karşılaştırma kullanıcının “arıtılmış su değişti” algısının mineral gideriminden mi, tanktan mı veya post filtreden mi kaynaklandığını anlamaya yardımcı olabilir.
Ancak duyusal test kimyasal veya mikrobiyolojik laboratuvar analizinin yerine geçmez.
Suyun Tadı İyiyse Filtre Bakımı Ertelenebilir mi?
Hayır.
Bir filtre kapasitesini kaybetmeye başladığında her kirletici mutlaka belirgin tat veya koku oluşturmaz.
CDC’nin vurguladığı gibi suyun tadı, kokusu ve görünümü sağlık açısından zararlı maddelerin bulunup bulunmadığını belirlemek için güvenilir tek gösterge değildir.[7]
Bu nedenle;
“Tadı hâlâ güzel, filtreyi değiştirmeye gerek yok.”
yaklaşımı güvenilir bir bakım stratejisi değildir.
Sık Sorulan Sorular
RO suyunun tadının musluk suyundan farklı olması normal midir?
Evet. RO membranı kalsiyum, magnezyum, sodyum, klorür ve diğer birçok çözünmüş iyonu azaltabildiği için ürün suyunun mineral bileşimi ve dolayısıyla tadı değişebilir.[6]
Düşük TDS su neden tatsız geliyor?
Çok düşük mineral içeriğine sahip su bazı kişiler tarafından düz veya yavan olarak algılanabilir. WHO’nun teknik değerlendirmelerinde çok düşük TDS’li suların bu tür duyusal özelliklere sahip olabileceği belirtilmektedir.[11]
Mineral filtre suyun tadını düzeltir mi?
Mineral filtre ürün suyuna belirli iyonları yeniden kazandırarak duyusal karakteri değiştirebilir. Ancak sonuç filtrenin medyasına, debiye, su kimyasına ve kullanım süresine bağlıdır.
Mineral filtreden sonra TDS yükselmesi normal midir?
Eğer filtre suya çözünür mineral kazandırıyorsa TDS’nin yükselmesi beklenebilir. Bu nedenle membran performansı doğrudan membran çıkışından ölçülmelidir.
RO tankında bekleyen suyun tadı değişir mi?
Evet. Su yaşı, sıcaklık, çözünmüş gaz dengesi, tank ile temas ve hijyen koşulları duyusal özellikleri etkileyebilir. Uzun su yaşı tat-koku değişiklikleriyle ilişkili olabilir.[10]
Arıtılmış su metalik geliyorsa membran bozuk mudur?
Mutlaka değil. Metalik tat demir, bakır, çinko veya tesisat korozyonuyla ilişkili olabilir. Tank, hortum, bağlantılar ve ürün musluğu da kontrol edilmelidir.[9]
Post karbon filtre tadı etkiler mi?
Evet. Post karbon filtre özellikle tanklı RO sistemlerinde ürün suyunun nihai tat ve koku karakterinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir.
Post karbon eskidiğinde suyun tadı bozulabilir mi?
Aktif karbonun adsorpsiyon kapasitesi sınırlı olduğundan servis ömrü ilerledikçe performansı değişebilir. Üreticinin bakım ve değişim kriterlerine uyulmalıdır.[7]
Yeni filtre sonrası plastik veya garip tat normal midir?
Yeni filtre, tank veya hortumların ilk çalıştırılmasında geçici duyusal değişiklik görülebilir. Üreticinin önerdiği yıkama işlemi tamamlanmalıdır. Anormal tat devam ederse sistem kontrol edilmelidir.
Arıtılmış suyun tadı birden değişirse ne yapılmalıdır?
Ham su, membran çıkışı, tank çıkışı ve nihai musluk suyu karşılaştırılmalı; TDS/iletkenlik ölçümleri yapılmalı ve filtre bakım tarihleri kontrol edilmelidir. Ani ve açıklanamayan değişikliklerde gerekli kimyasal veya mikrobiyolojik analizler yapılabilir.
Su çok lezzetliyse güvenli olduğu söylenebilir mi?
Hayır. Zararlı mikroorganizmalar veya kimyasallar her zaman tat, koku veya görünüm değişikliği oluşturmaz.[7]
Kötü tat varsa su mutlaka tehlikeli midir?
Hayır. Demir, mangan, yüksek TDS veya çeşitli estetik parametreler sağlık açısından temel problem oluşturmadan da belirgin tat ve koku değişikliği yaratabilir. Ancak yeni ve açıklanamayan değişiklikler araştırılmalıdır.[2]
RO suyunun ideal TDS değeri kaç olmalıdır?
Bütün sular için geçerli tek bir “ideal tat TDS’si” bulunmaz. TDS, mineral miktarını toplu olarak gösterir ancak mineral türlerini göstermez. WHO da TDS için sağlık temelli bir kılavuz değeri belirlememektedir.[3]
RO suyu neden çayda farklı tat verir?
RO işlemi sertlik, alkalinite ve çeşitli çözünmüş iyonları değiştirdiği için çay ve kahvedeki maddelerin çözünme ve duyusal algılanma biçimi de değişebilir.
Uzun süre kullanılmayan arıtma cihazının ilk suyunu içmek doğru mudur?
Uzun kullanım kesintilerinden sonra üreticinin yeniden devreye alma, yıkama ve gerekiyorsa sanitasyon prosedürü izlenmelidir. Tankta ve ürün hattında uzun süre bekleyen su doğrudan normal kullanım suyu gibi değerlendirilmemelidir.
Arıtılmış Suda Tat Değişikliğini Değerlendirme Tablosu
| Tat veya koku | Olası nedenler | İlk kontrol |
|---|---|---|
| Yavan veya düz | Çok düşük mineralizasyon | Membran çıkış TDS, remineralizasyon |
| Tuzlu | Yüksek sodyum/klorür, RO performans kaybı | Besleme ve membran çıkış TDS |
| Metalik | Demir, bakır, çinko, tesisat | Ham su, tank, hortum ve musluk |
| Klorlu | Karbon performansı veya şebeke klor değişimi | Ön karbon filtre |
| Bayat | Uzun su yaşı, tankta bekleme | Tank boşaltma, bakım ve sanitasyon |
| Plastik/kimyasal | Yeni tank, hortum, filtre veya uygun olmayan malzeme | Yıkama ve malzeme kontrolü |
| Çürük yumurta | Hidrojen sülfür veya mikrobiyolojik süreç | Ham su ve uygun laboratuvar analizi |
| Acı veya mineral yoğun | Sülfat veya diğer mineral değişiklikleri | Kimyasal analiz ve TDS |
Arıtılmış Suyun Tadını Değerlendirirken Yapılan Yaygın Hatalar
- Tadı güvenlik testi olarak kullanmak: Lezzetli su güvenli olmak zorunda değildir.
- TDS’yi tek tat göstergesi kabul etmek: Aynı TDS’de farklı mineral profilleri farklı tat verebilir.
- Her düşük TDS’yi kötü kabul etmek: TDS’nin sağlık açısından tek başına minimum “ideal” değeri yoktur.
- Her yüksek musluk TDS’sini membran arızası saymak: Mineral filtre çıkış TDS’sini artırabilir.
- Tankı göz ardı etmek: Depolama süresi ve hijyen nihai tadı etkileyebilir.
- Musluk ve hortumları hesaba katmamak: Nihai ürün suyu cihazdan sonra tesisatla temas eder.
- Filtre değişiminden sonra sistemi yıkamamak: Yeni kartuşların üretici prosedürüne göre hazırlanması gerekir.
- Post karbonun sonsuza kadar çalışacağını düşünmek: Aktif karbonun sınırlı kapasitesi vardır.
- Yeni bir tat değişikliğini önemsiz saymak: Ani ve açıklanamayan değişiklikler araştırılmalıdır.
Tadı Değişen Arıtılmış Su İçin Teknik Kontrol Sırası
- Ham suyu kontrol edin: Sorunun cihazdan önce başlayıp başlamadığını belirleyin.
- Besleme TDS ve iletkenliğini ölçün: Kaynakta önemli bir değişiklik var mı kontrol edin.
- Membran çıkışını doğrudan ölçün: RO’nun gerçek iyon giderim performansını değerlendirin.
- Tank çıkışını karşılaştırın: Tat tanktan sonra değişiyorsa depolama tarafına odaklanın.
- Post karbonu kontrol edin: Servis süresi ve gerçek su tüketimini değerlendirin.
- Mineral filtreyi kontrol edin: TDS ve pH üzerindeki etkisini ayrı değerlendirin.
- Ürün hattını inceleyin: Hortum, bağlantı ve musluk malzemelerini kontrol edin.
- Sistemin kullanım geçmişini değerlendirin: Uzun süre kullanılmadıysa yıkama ve sanitasyon gerekebilir.
- Bakım kayıtlarını kontrol edin: Filtre ve membranların gerçek kullanım süresini belirleyin.
- Gerekirse laboratuvar analizi yapın: Özellikle ani metalik, kimyasal, kükürtlü veya başka açıklanamayan tat değişikliklerinde hedefe yönelik analiz uygulayın.
Arıtılmış suyun tadı tek bir filtre tarafından oluşturulmaz. Nihai tat; ham suyun başlangıç kimyası, arıtma prosesinin mineral dengesini ne ölçüde değiştirdiği, membran performansı, post karbon ve remineralizasyon basamakları, suyun tankta ne kadar beklediği ve ürün suyunun temas ettiği tesisat malzemelerinin ortak sonucudur. Bu nedenle tat değişikliğinin doğru değerlendirilmesi için yalnızca TDS metreye veya yalnızca filtre değişim tarihine bakmak yerine sistemin kaynaktan musluğa kadar bütün olarak incelenmesi gerekir.